tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Ekim 2007

Yer Google, yıl 1407


görüntüyü büyütmek için resime tıklayın

30 Ağustos 2007

YouTube'un başı nazilerle dertte



Bir süre önce Atatürk'e hakaret videoları yüzünden mahkeme kararıyla Türkiye'den erişimi engellenen YouTube'nin başı bu seferde 1940 lardan kalma Yahudi karşıtı Nazi propaganda filmi olan Jud Suess yüzünden dertte.

Zdnete konuşan Sosyal Demokrat parti (SPD) üyesi Alman parlamenter Dieter Wiefelspuetz, bunun Google Almanya için bir skandal olduğunu ve bu videoların yayınlanmasının suçlulara yataklık etmek olduğunu söylemiş.

Almanya'da hala Nazi logolarıi,bayrakları ve materyalleri bulundurmak,hapis ve ağır para cezasıyla cezalandırılıyor.

Bu durum karşısında Google'un nasıl hareket edeceği merak konusu.Bizim videoları kaldırmamışlardı.Bakalım bu tepkiden sonra Nazi videolarının akıbeti ne olacak.

bildirgec.org

06 Haziran 2007

İtalyanlar Türk mü?

İtalyanların ataları Etrüskler'in DNA yapıları Türklerinkiyle yüzde 97 uyumlu çıktı. Sanat tarihçisi Haluk Tarcan ise çalışmaları ile alfabelerinin de Türk kökenli olduğunu kanıtladı. Efsaneleri de kurt.

Türklere barbar diyen İtalyanlar şokta! Çünkü İtalyanların DNA'larının Türklerle yüzde 97 aynı özelliklere sahip olduğu kanıtlandı. Şimdi de İtalyanların ataları Etrüsklerin alfabelerinin Türkçe olduğu iddia ediliyor.

Türklerle İtalyanların gerek fiziksel, gerekse karakter özellikleriyle birbirlerine çok benzedikleri hep konuşulur. Hatta Akdenizli bu iki ülkenin insanları hiç tanışmasalar da 40 yıllık dost gibidir. İlginçtir ki, İtalyan bilim çevreleri de son yıllarda atalarının Türk olup olmadığı yolundaki tartışmalarla çalkalanıyor. Tartışmaların ortasında ise Ön Türkler sınıfında yer alan Etrüskler yer alıyor. İtalya'nın en eski kültürünü oluşturan Etrüskler'in, MÖ 1000 yıllarında Avusturya Alpleri'nden Siena, Napoli ve Roma'ya kadar indikleri biliniyor. Parlak bir uygarlık oluşturduktan sonra ise MÖ 3. yüzyılda tarih sahnesinden siliniyorlar. Floransa'dan Napoli'ye kadar olan bölgeye de Etrürya deniliyor. Bu bölgede yaşayanlar kendilerinin Etrüsk olduklarını söylerken, Etrüskler, tarihin en gizemli kavimlerinden biri olarak sayıldığından, kökenleri konusundaki tartışmaların sonu gelmek bilmiyordu.

'EYVAH TÜRKLER GELİYOR...'
Etrüskler'e ait ilk yazılı belgeler 1780'de bulundu. Ancak Etrüskler'in hangi ırkı temsil ettiği eldeki tüm arkeolojik yazıtlara rağmen bir sırdı. Çünkü Latin harflerinin tıpa tıp benzeri olan harflerle yazılan Etrüsk yazılarını, hiçbir Batılı araştırmacı çözümleyememişti. Bu konuda araştırmalar yapan Toscana Üniversitesi, antik Etrüsk mezarlarındaki iskeletlerden DNA örnekleri alarak inceledi. Dünyadaki çeşitli ırklarla karşılaştırdı. Etrüskler'in DNA'sı Türklerinki ile yüzde 97 uyumlu çıktı. Yüzyıllardır Türkler için 'Barbar' diyen, hatta "Eyvah Türkler geliyor," sloganını ilk kez telafuz eden İtalyanlar, bu araştırmanın sonucu karşısında büyük bir şok yaşadılar. İtalyan bilim çevrelerinde bu konu büyük tartışmalara yol açarken, sanat tarihçisi ve etnolog Haluk Tarcan da dil bilimi ve arkeolojik kanıtları ortaya koyarak İtalyanların atalarının Türkler olduğunu iddia etti. Ön Türkler olarak bilinen Etrüskler'in, yaptığı araştırmalar sonucunda 'İtalyanların atası' olduğunu ispatladığını iddia eden Tarcan, bu konuda bir de kitap yayımladı. Kökenindeki Ön Türk Kültürünü Bilmeyen Avrupa Birliği adlı kitapta, İtalya'daki arkeolojik kazılarda ortaya çıkan yazıların Türkçe olduğu ileri sürülüyor. Yani Türkçe konuşup yazan Etrüskler'in DNA yapısından sonra, diliyle ve yazılarıyla da Türk oldukları iddia ediliyor.

ÇEYREK ASIRLIK ARAŞTIRMA

Fransa'daki Centre National de la Recherche Scientifique (Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi) ile Sorbonne Üniversitesi'nde araştırmalar yapan Tarcan, 1962'den, yani neredeyse çeyrek asırdan beri Ön Türkler'le ilgili araştırmalar yapıyor. Tarcan, Etrüskler'le ilgili olarak Kazak araştırmacı Kazım Mirşan'ın eserlerinden de faydalandı. Mirşan'ın 42 eserini okuyan ve yazılanlarla arkeolojik kazılarda ortaya çıkanları karşılaştıran Tarcan, "Eğer Orta Asya'da konuşulan Türkçe'yi bilmezseniz Etrüsk dilini çözemezsiniz. Orada tam 39 farklı lehçe var. Avrupalı araştırmacılar bu nedenle yıllarca Etrüsk yazılarını okuyamadılar. Çünkü Latin harfleri gibi okumaya kalktılar. Biz bulunan yazılı eserleri çözümledik. Türkçe karşılıklarını bulduk," diyor.

İki toplum arasındaki kültürel benzerlikler

* Türkler yaptıkları forumla bir bey seçip ölülerini yakarlar. Ruh tanrıya atılır, gönderilir. Ruh tanrıya gidecek ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Sonra yeryüzüne yeniden gelecektir. Ölümsüzlük Türkler'de mevcuttur.

* Ölüler ilk kez İtalya'da Etrüskler döneminde yakılmaya başlandı. Bu da Türklerin ateş kültünde önemli yer tutar.

* Villa Nova'da bulunan bir seramikte 'at-ata', 'Qağan' (Kağan) sözcüklerine rastlanıldı.

* Etrüskler, Roma uygarlığının temelini attılar. Bugün bile kullanılan şehir kanalizasyon sistemini kurdular.

* Etrüskler'in de destanlarında dişi bozkurt R. Asena var. Türklerin Orta Asya'dan çıkış efsanesinde de 'kurt' vardır.

* Roma Vulci mezarlığında bulunan yazıtlara göre Roma hukuku Etrüskler'e dayanıyor.

* Roma'daki 'forum' da Ön-Türkler'deki gibidir. Türkler kendilerinin Tanrı'dan geldiklerini kabul ederler. Aralarından bir 'buğ' seçerek bu forumları düzenlerler. Romalılar da bunu devam ettirdiler.

Alfabeleri Türk

Kitabı şu an İngilizce'ye çevirilen Haluk Tarcan, kitabın Fransızca'ya da çevrilmesi için bilim çevrelerinden istek geldiğini belirtiyor. Tarcan, Etrüskleri şöyle anlatıyor: "Etrüskler üstün bir kültüre sahipti. Artık kendisine Etrüsk diyenler Türk köklerine sahip olduklarından emin olabilir. 1780'de Etrüskler ilk kez keşfedildiğinde Avrupa bilim çevreleri 'Kültürümüzün kökenini bulduk,' diye bayram etti. Ancak bu dili okuyamadılar. Türkçe'yi ise akıllarına getirmediler. Çünkü onlara göre 'barbar' olan bir ırkın devamı olmaları imkânsızdı." Etrüsklerin dilinde yer alan Oququ-Pult okuma işaretleri bir 'dizi'yi, yani alfabeyi gösteriyor. Etrüskler'de MÖ 700 yılına ait fildişinden yapılmış bir yazı tahtasının üst kenarında Marsiliana denilen Oququ-Pult var. Bu bir damga yazısı. Sağdan sola yazılıp, okunuyor. Avrupalılar bu şekilleri Latin alfabesiyle A-B-C gibi okumuşlardır. Halbuki Ön Türkçe'de harf yoktur 'damga' vardır. Her damga ayrı bir kavramı ifade eder. Avrupalılar bu yazıyı okuyamadığı için 'ölü bir kültüre ait' olduğunu söylediler ve konuyu kapattılar. Tarcan, Marsiliana yazı tahtasını örnek göstererek "Latin alfabesi aslında Türkçe'dir, yani Etrüsk alfabesidir," diyor.

Roma hukuku Etrüskler'den

Roma Vulci mezarlığında bulunan bir lahitte Roma hukukuna temel olan bilgiler yer alıyor. Bir başka duvar resminde de Roma'daki demokrasinin varlığı anlatılıyor. Haluk Tarcan, Türkler'deki meclis ve karar verme organlarının bu levhalarda da bulunduğunu dile getiriyor. Mecliste reisin yanında karısının olmasını da önemli bir işaret sayıyor.

Yavuz Rençberler/SABAH

28 Mart 2007

İslami Dönemde Türklerde Hoşgörü ve Laiklik

Bilindiği gibi İslamiyet, insanlığa gönderilen son Hak dinidir. Museviliğin ve Hıristiyanlığın insanlık için veremediklerini İslamiyet tamamlayacak şekilde, yani tekemmül etmiş bir din olarak gönderilmiştir.

Onun için İslamiyet, insanlık alemine bir adalet güneşi gibi doğmuştur.Yani her şeyden önce insanlar arasında adaletin ve eşitliğin sağlanmasını ve kekresin hakına saygı gösterilmesini istemiştir. Adil olmayanın ve dürüst davranmayanın İslam’da yeri yoktur. Ayrıca İslamiyet insanlığı cehalet karanlığından kurtarmak için gönderilmiştir. Nitekim, İslamiyetin ilk emri okumak ve öğrenmek üzerine olmuştur.

Böyle bir emir hiçbir dinde yoktur. Kur’an-ı Kerim’i insanlara tebliğ eden Hz. Muhammed “İlim Çin’de olsa da gidin öğrenin” açıklamasını yaparak İslam’ın ilk emrinin yorumunu tartışmasız bir şekilde ortaya koymuştur . Kısaca, İslam’ı benimseyenlerin mutlaka okuyup öğrenmelerini istemiştir. Cahil kalan, okumayan kişinin İslam’da yerinin olmadığı anlatılmıştır. Hem dini ve hem de dünyevi ilim dalları öğrenilecektir. İslam’ın güzel emirlerinden biri de çalışma ile ilgilidir. Çalışmayan tembel insanın İslam’da yeri yoktur. Nitekim Hz. Peygamber, çalışmayana selam bile vermemiş ve Müslümanlara “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışın, aynı zamanda yarın ölecekmiş gibi Cenab-ı Hakk’a karşı vazifelerinizi ifa eden” tavsiyesinde bulunmuştur. Bu ana prensiplere ilaveten İslam’da temizlik (bedenen, ruhen ve fikren) önemli bir yer işgal eder. Din alimlerinin “temiz amel” dediği fikri, ruhi ve bedeni temizliğe sahip bir Müslümanın çevresinde uyumsuzluk yapması ve çevresini pis tutması mümkün değildir.

İslam’ın burada saymakla bitmeyecek güzel prensiplerinden biri de barışseverlik, hoşgörü ve yardım severliktir. Müslümanların kavgadan uzak, hoşgörülü ve yardımsever olmaları, bulundukları topluma ve insanlığa büyük katkı sağlayacağı gayet açıktır.

Kıymetli ilahiyatçılarımızdan Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı’nın izah ettiği gibi, hoşgörü, din vicdan hürriyeti İslamiyetin vazgeçilmez düturları başında gelmektedir. Prof. Dr. Fığlalı’nın tespitine göre Kur’an-ı Kerim “ Dinde zorlama yoktur” ( Bakara (2) s. 256), “Ey Muhammed! Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?” (Yunus (10), s.99 ) ve “Peygambere düşen sadece tebliğ etmektedir…” (Maide (5) s.99) buyurmaktadır.

Yukarıda izah edilen prensiplerde görüldüğü gibi, İslamiyet, akla, mantığa bilgiye ve hayatın gerçeklerine dayanan bir din olarak insanlığa gönderilmiştir.

Türk insanının hayat felsefesi olan “Türk Töresi” ve onun prensiplerin oluşturan adalet, eşitlik, iyilik, yardımseverlik ve hoşgörü hatırlanır ise, İslam’ın bu husustaki prensipleri ile ne kadar benzeştiği kısaca birbirini tamamladığı görülecektir. Onun için Türkler, kendi “Gök-Tanrı” dinine benzerliğin yanı sıra Türk Töresi’nin prensiplerine çok benzediği için İslam’ı diğer milletlerden daha çok severek ve isteyerek kabul etmişler, onun prensiplerini yaymak ve müdefaa etmek için herkesten çok fedakarlıkta bulunmuş lardır. Burada akla şu soru gelebilir:Acaba Türkler İslam’a girdikten sonra Türk Töresi’ni ne dereceye kadar uygulamışlardır. İslam öncesinde olduğu gibi, İslami devirlerde din işleri ile devlet işlerini ne dereceye kadar ayrı yürütmüşlerdir?

Türklerin İslam öncesinde olduğu gibi, İslam devirde de din işleri ile devlet işlerini ayrı yürüttüklerini, devlet idaresini adalet ve hoşgörü içinde yaptıklarını, insanlara din ve ırk ayrımı gözetmeden eşit muamele ettiklerini görmekteyiz. Daha önce verdiğimiz Hazar Devleti örneğinde olduğu gibi, Selçuklu Devleti’nde de aynı uygulamanın devam ettiği görmekteyiz. Bilindiği gibi 1040 Dandanakan Zaferi ile kurulan Selçuklu Devleti, kısa zamanda Ön-Asya’da hakim olmuştu. Selçuklu Devleti’nin ilk hükümdarı olan Tuğrul Bey (1040-1063) Abbasi ordularını 1055 tarihinde yenerek, Halifeliği de uhdelerinde bulunduran bu hanedanın başkanı Kaim bi-Emrillah’ı bir nevi himayesine almıştı. Bir müddet sonra Halifenin damadı da olan Tuğrul Bey, bütün İslam dünyasını da idaresi altına toplamıştı. Bunu üzerine Halife, Tuğrul Bey’e “Devlet işlerinin yanı sıra dini işleri de birlikte yürütmenin doğru olacağını ” söylemiştir. Bu söz üzerine Tuğrul Bey “ Efendim. Siz Halifemiz olarak kalın ve bütün Müslümanların dini lideri olun. Bu kulunuz da dünya işlerini, yani devlet idaresini yürütsün” diyerek, din işleri ile devlet işlerinin ayrı yürütülmesi gerektiğini söylemiştir. Tuğrul Bey’in bu cevabı üzerine Halife Kaaim bi-Emrillah, Müslümanların dünya işlerini başarı ile yürüttüğü için kendisine pek çok ünvanlar verdiği Tuğrul Bey’e 28 Ocak 1058’de yapılan bir merasimle, “Allah’ın kendine tevdi ettiği bütün ülkelerin idaresini Ona (Tuğrul Bey’e) devrettiğini resmen bildirerek” Selçuklu Sultanını “Dünya Hükümdarı” ilan etmiş ve İslam camiasının sadece dini reisi olarak köşesine çekilmiştir.

Böylece Türkler, eski geleneklerinde olduğu gibi, din ve dünya kuvvetlerini tamamıyla ayırarak, İslam Alemini bir nevi “Laiklik” anlayışını getirmiş oluyorlardı.

Yazan: Mehmet Saray